FETHİYE’ DE COŞKULU  KARNE  TÖRENİ

FETHİYE’ DE COŞKULU  KARNE  TÖRENİ

Özel Fethiye’de Karne Heyecanı

Özel Fethiye’de Karne Heyecanı

Türkiye İş Bankasından Karne Hediyesi

Türkiye İş Bankasından Karne Hediyesi

FTSO  Üyelerine Özel İndirim Protokolü

FTSO  Üyelerine Özel İndirim Protokolü

Eski Bakan Abdülkadir Ateş’ten, Başkan Karaca’ya Ziyaret

Eski Bakan Abdülkadir Ateş’ten, Başkan Karaca’ya Ziyaret

BABAMIN ÇIKMAZI
    • beskaza@beskazagazetesi.com
    • 12 Haziran 2019 - 09:53:23

 

 

 

İlkokula başlamam için beni oldukça heveslendiren, ortaokula ve sonraki okullara gitmeme karşı gelen, okul yüzü görmemiş babamdı. Bunu nasıl becerebildi? Ortaokula ve sonrasındaki okullara göndermek istemeyen o adam,  ilk atama yerim olan Sivas’a giderken yanı başımdaydı. İlk aldığım yolluk paramın büyük bir miktarını uzatarak “Kendine bir takım elbise al” dememle, dört köşe olan adam da babamdı.

Babam rahatına düşkün, ilginç bir insandı. Çocukluğumda televizyon olmadığı için genelde evde, ocağın başında otururduk. Uzun kış geceleri oturduğu yerden bize hikayeler anlatırdı. Annem de bitmek bilmeyen bir iş dünyası içindeydi. Babam, radyoyu köye ilk getiren insanlar arasındaydı. Sabahları,  radyo sesiyle uyanırdık. Yalnız her cuma günü babam makamlı bir sesle Kurân okurdu. O ses kulaklarımı hiç tırmalamazdı. Oturup onu özellikle dinlemesem de; onun Kurân okuyuşu içimde, ılıman akan dereler yaratırdı.

Bir gün camiden eve gelirken bahçe kapımızda bana seslendi. “Gel bak size ne getirdim” dedi.  Heyecanımı körükleyerek yürüdüm ardı sıra. Eve girdi. “Yemek hazır mı” dedi anneme. Annem, “Hazır” dedi. “Hadi çocuklar sofrayı kurun. Size sofradan sonra bir şey var” dedi. Ablamlar da meraklandı. Her birimiz seferber olduk sofrayı kurmak için. Yemek yenildi, sofra toplandı. “Hadi bakalım toplanın” dedi. Annem de ilk kez işlerini bırakmış, bizimle birlikte  babamın getirdiği şeyi bekliyordu. Babam yerinden kalkmadan başındaki kasketi çıkardı. Kasketinin içine geniş bir şekilde sermiş olduğu bir kâğıt çıkarıp, ablama uzattı “Sesli oku “dedi. Ben henüz okumayı bilmiyorum.

Köyün birinde bir kız kaçırılmış. Jandarmalar peşlerine düşmüş, köy halkı yakın köye kız verdirmemek için seferber olmuş, arada kalan gençler dağda kendilerini asmışlar. Bir çoban bulmuş cesetlerini ve uzun bir ağıt yakmışlar gençler üzerine. Babamın bize getirip heyecanla okutturduğu, ilk ağıttı. Ben öyle hatırlıyorum. Annemle, ablamlar ağlıyordu. Benim içim dolmuş, boğazıma bir şey tıkanmıştı.

Babam, “Beğendiniz değil mi?Beğenmeyen var mı? Bakın, askerde benim bir komutanım vardı. O bana okumayı öğretti. Bizim zamanımızda okul  yoktu. Köydeki bu okul; bin dokuz yüz kırk altıda dedenizin muhtarlığı zamanında yapıldı. O komutanımız bize dedi ki… Yerde bir kağıt, bir gazete parçası bulsanız alıp okuyacaksınız, okutturacaksınız” dedi. ” Şükürler olsun… Yaşıyorsa ömrü çok olsun, öldüyse nurda yatsın. Benim gözümü  de gönlümü de dörtle katladı. Askerden gelince komutanımın dediğini babama anlattım. Şimdi siz de her zaman öyle yapacaksınız, okumak güzel bir şey. Sağ olsun dedeniz insanlara yardım etmeyi severdi. Çakmaklar Halkodası’nda insanlar, kendilerine gelen mektupları bana okuturlardı, mektubu yazılacak olanlara yardım etmeme de izin verirdi dedeniz. Okumak isteyen herkese de okumayı öğretmemi isterdi” dediğinde, babamın göz ışıltılarını görmüştüm. O zamankarar vermiştim,okuyacaktım, yüzünü göremediğim dedemi özlemiştim bir anda da.

Sonra ben diyeyim bir ay, siz deyin iki ay boyunca her akşam; komşuların tümü, teyzemin çocukları bir araya toplanır, bu ağıtı seslice okur, ağlaşırdık.Aradan hayli bir zaman geçmişti. Köyde yaz işleri başlıyordu. Nerdeyse okuduğumuz o ağıtı unutmuş gibiydik. Annemler yenice tarladan gelmişlerdi. Bahçe kapısının kıyısına atmışlardı kendilerini. O arada bir komşu gelmiş “Bana, o ağıtı bir kerecik okuyuversen” diyor ablama. Bunun için anneme ricada bulunuyor ama annem naz ediyordu. Komşu, ablama; ” Eğer destanı okursan, şehre gidince sana yeni destan getiririm ” dedi. Ablam elindeki çıkını attığı gibi koşturdu eve doğru. Sakladığı yerden soluk soluğa alıp geldi ağıtı. Okumaya başladı. Komşu dizlerine vurarak ağlıyor. Benim de gözlerimden siğimsiğim yaşlar akıyordu. O an yine içimden; okumayı çok çabuk öğrenip, ablam gibi herkese bir şeyler okumalıyım diye geçirdim.

Heyecan ve hevesle İlkokula gönderiyor babam beni ama ilkokul bitip de ben okumaya devam edeceğim deyince; bütün edası değişiyor. Önce bir süre sessiz kalıyor. Sessizlik,olmaz‘a dönüşüyor. Ben üsteledikçe,O iş yaşdiyor. O yaş olan okuma işini, kuruya çevirebilmek için benimle birlikte; Komşumuz Sadettin Dayı, Ali Öğretmen, Şükran Ebe, Almanya’daki Muharrem Ağabeyim, Eşi Ayşe Yengem büyük emek verdi. Biz, babamın gönlünü etmeye çalışırken:

Köy imamı babama; ” Kızı okutursan cehennemde bir hasırlık yerin hazır,” diyordu. Halam, “Gönderme; gelecekte başına iş açar. El âlemin dilinden kurtaramazsın” diyordu. Oysa; Nurullah Ağabey’imi okutuyorlardı. Küçük ağabey’im benimle aynı anda, tamirhaneye gitme isteğinde bulununca,savaşı kazandık. Okumaya başlamıştım zar zor da olsa. Sevinçli mi sevinçliydim. Köyümüzden Karakaş Dayı; “Oku kızım sen oku. Bu köyün dedikodusuna, lafına bakma. Okumak, insanı dünyaya açar” diyordu. Babam için sancılı, benim için çetin günler başlıyordu.İçimde bir utkum vardı.Babamın yüzünü güldürmek.

Çok çalışarak yaşama, kötüye direnen yüzümü, ayaklarımın üzerinde gören babam, ne mi yaptı? Evet, dünyaya güldü.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz