E U T C C…     TURGUT OLCAŞ

E U T C C… TURGUT OLCAŞ

YILBAŞI   BİLETLERİ   HIZLA   TÜKENİYOR…

YILBAŞI   BİLETLERİ   HIZLA   TÜKENİYOR…

YSK BAŞKANI GÜVEN  ”PARTİLER SANDIKLARINA SAHİP ÇIKSIN”

YSK BAŞKANI GÜVEN  ”PARTİLER SANDIKLARINA SAHİP ÇIKSIN”

AK PARTİ’DE YERLİ  MALI HAFTASI ETKİNLİKLERİ

AK PARTİ’DE YERLİ  MALI HAFTASI ETKİNLİKLERİ

SİYER-İ NEBİ’ SINAVI FETHİYE’DE DE YAPILDI

SİYER-İ NEBİ’ SINAVI FETHİYE’DE DE YAPILDI

Turgut Olcaş’ın Kaleminden “Vefa demeliyiz(mi)!..?..”
    • beskaza@beskazagazetesi.com
    • 27 Kasım 2018 - 14:35:52

 Emperyalizm; “güçlü devletlerin, daha az güçlü devletler üzeride siyasi bağımsızlıklarına zarar vermeden, siyasi ve ekonomik alanda egemenliği altına almaktır.” diye tarif edilir. Bunlar sömürge ve yarı sömürge haline getirdikleri ülkelerde, etnik köken ve dini kullanarak işbirlikçileri aracılığıyla kargaşalar çıkartırlar, üretim araçlarını daha çok özel ellerde toplanmasını sağlarlar, kendi çıkarları doğrultusunda kâr amacına yönelik üretim yaptırırlar. Böylece halkının daha da yoksullaşmasını sağlayıp sömürü çarkını devam ettirirler.

 

Bu emperyalistler, I.Dünya Savaşı sonrası, Dünya’nın en stratejik bölgesi olan ve bu savaştan yenik çıktığı kabul edilen ülkemizi, Paris Barış Konferansı’nda paylaşmaya karar verirler ve bu kararlarını görüşmek üzere Osmanlı hükümetinden heyet isterler. Tevfik Paşa başkanlığındaki heyet koşulları ağır bularak kabul etmez, geri  döner!..

Ve bunlar; kararlaştırdıkları paylaşım projelerinin imzalanması için, destekledikleri ve kullandıkları Yunan tetikçilerinin 15 Mayıs 1919’da Osmanlı Hükümetine tehdit olarak İzmir’e çıkmasını sağladılar, bazı Ege ve Trakya illerini işgal ettirdiler. Başarılı da oldular. Çünkü Osmanlı Hükümeti’nin yeni bir heyet göndererek Sevr anlaşmasının imzalanmasını sağladılar.

Ama: Atatürk ve silah arkadaşları 19 Mayıs 1919’da, bu emperyalistlere ve bir avuç işbirlikçilere karşı; işçi ve emekçi sınıfının, vatanını seven küçük burjuvazinin, bağımsız bir Türkiye’yi özleyen burjuvazinin ittifakını sağlayarak bütün dünya mazlum ülkelerine örnek olan Anadolu İsyanı’nı başlatmış, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiş ve bağımsız, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Kurtuluş savaşımızdan sonra, Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet Hükümetleri; ülkemizi emperyalizmin çarkından uzak tutan, işçinin, emekçinin, burjuvazinin Anti-emperyalist ulusal ve millici unsurlarının ittifakına dayalı, kendimize özgü,  yeni boyutta bir sistem oluşturmuştur…

Bu sistem: Akılcılığı, çağdaşçılığı, aydınlanmacılığı devrimleriyle ön planda tutan, kapitalist ve sosyalist olmayan, devlet kontrolüne dayalı karma ekonomiyi savunan, ekonomik, sosyal ve siyasal her alanda dünyanın en hızlı gelişmeyi ve yükselmeyi sağlayan sistemdir!..

Bu sistem: Kemalist İdeoloji’dir!..

Bu sistem: Kemalist ideoloji’nin Milli Demokratik Devrim’idir!..

Dolayısıyla:

Devrimler, süreklilik ister!.. Devlet takibi ister!.. Eğer devrimler savunulamaz ve korunamazsa, karşı devrim faaliyete geçerek ülkeye hakim olur. İşte 50’den bu yana içinde bulunduğumuz durum budur.

Atatürk dönemi Cumhuriyet Hükümetleri devrimlerimizi hep korumuştur, yenilerini ekleyerek Dünya’nın her alanda en hızlı gelişen ülkesi durumuna getirmiştir. Ama Önderimiz Atatürk’ün erken ölümüyle, Milli Demokratik Devrimimiz tamamlanamamıştır!

Neden?..

Sözlerimiz, Ulusal Kurtuluş Savaş’ımızı veren ulusal kahramanlarımız hakkında atıp-tutmak değildir ama ülkemizin içinde bulunduğu ve yaşadığımız gerçeklere bakarak eleştiri hakkımızı kullanmaktır.

12 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde, ulusal kahramanımız İnönü,  ilk olarak işe Atatürk’ün değişmez İçişleri bakanı Şükrü Kaya ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı değiştirmekle başlamıştır… 12 Mayıs 1939’da İngiltere, 23 Haziran’da Fransızlarla anlaşma yaptı. Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu “bu anlaşmalarla Türkiye bütün nüfuzunu batı devletlerine vermiştir” diye İngiliz büyükelçisine söylemiştir.

 

1945’lere gelindiğinde, 23 Şubatta, ABD ile borç alma ve kiralamalarla ilgili ilk ikili antlaşma imzalandı. Bu antlaşmanın adı, Karşılıklı Yardım Antlaşmasıydı ama II. madde “TC hükümeti sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ye teslim edecektir.” diyordu. Bağımsız bir ülkenin bir başka bağımsız ülkeye hizmet sunması, sınırı belli olmayan görevleri üstlenmesi nasıl bir bağımsız devlet anlayışıdır?

İkinci anlaşma, 27 Şubat 1946’da yapılan kredi anlaşmasıdır. Dünyanın değişik yerlerinde elde kalan, modası geçmiş, geri götürülmesi pahalı olan silahların satın alınmasıyla ilgili 10 milyon dolarlık kredi anlaşmadır. Ağır koşullar içeren bu anlaşma, Türkiye’yi her yönden ABD’ye bağımlı kılacak anlaşmaların öncüsüydü ve bu anlaşmaların gereği olarak en büyük devrim olan Köy Enstitüleri kapatıldı, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu iptal edildi, kuran kursları yeniden açıldı. vb…

Bu günlere kadar geldiğimizde görüyoruz ki, karşı devrime yol açan bu siyasi anlayışların, belki bu eylemleri yapanların çıkarına olmuştur ama asla ülkemizin ve halkımızın yararına olmamıştır. Son günlere baktığımızda da bunları acı bir şekilde görüyoruz zaten!

Daha yeni 10 Kasım’ı anma konuşmasında Sn. Cumhurbaşkanı birileri diye Kadir Mısıroğlu’nu kastederek, Atatürk’e ettiği hakaretlerden bahsedip, yaklaşan yerel yönetimler seçimine hiç inandırıcı olmaya iç politika malzemesi yapıyor. Sanki; sarayında ağırlayan, hastanede ziyaret eden, akıl hocalığına başvuran, Diyanet İşleri Başkanı’nı ziyaretine gönderen kendisi değil.

Sonuç olarak derim ki; ülkemizin içinde bulunduğu durumu daha açık anlayabilmek için, İnönü’nün, Atatürk daha İstanbul’dayken yazdığı mektupta “Bütün memleket parçalanmadan ülkeyi bir Amerikan denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek uygun çare gibi…” sözlerinde aramak lazım.

Atatürk’ün 1925 parti grubunda yaptığı konuşmasındaki ” Devrimi başlatan tamamlayacaktır.”  sözleri çok önemlidir ama

Devrim kendisini koruyacak kadroyu tam olarak yetiştiremeden yerleştiremeden Atatük 1938’de vefat etmiştir.

Kısaca: İnönü, kendine verilen görevi başarıyla yerine getiren bir uygulayıcıydı. Ama düşünce yapısı olarak emperyalizmi kavrayamamış bir Tanzimat aydını olduğunu, Türk Devrimine önderlik edebilecek sosyal, ekonomik, tarihsel birikime, kültüre ve anti-emperyalist bilince sahip olmadığını görüyoruz.

            Atatürk’ün devrimlerin gerçekleştirmesinde; halkına güven veren, devrimci kararlılığından asla taviz vermeyen, örgütsel yeteneğine ve anti-emperyalist yüksek bilinç sahibi olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla şimdi halkımıza düşen görev, yarıda kalan Milli Demokratik devrim’imizin tamamlanmasıdır!

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz